Kendi hikayemin bir bütününü oluşturduğu için başladığım yerden anlatmak istiyorumMezopotamya Kültür Merkezini. Içinde bulunduğum yapının bileşenine yaklaşık 22yıl önce katıldım. Dile kolay yaşanmışlığı kelimelerle özetlenemeyecek bir süre.

94 yılının 1ocak cumartesi günü tarlabaşındaki 5katlı binadan içeri girdim. Henüz 11 yaşındayım. (yılbaşından hemen sonraki gün olduğu için hatırlamak kolay oluyor) annemin yıllardır arkadaş olduğu Gül teyzenin çocuklarını getirdiği bir kurumdu, MKM. Annem hem dağınık aile yapımızdan hem de Gül teyzeye sonsuz duyduğu güven duygusu ile tabi daha önemlisi çocuklarının bilmediği Kürtçe’yi de öğrenmeleri umuduyla getirdi bizi buraya. Gelir gelmez kapıda Rotinda karşıladı bizi ve biz onu Yetkin hoca olarak tanıdık. Oradan oraya koşuşturan 60 belki de70e yakın çocuk vardı. Önce bizimle tanışıp isimlerimizi sordu Yetkin hoca;

-Yeliz, Yeşim dedik.

Suratında çocukları ikna eden muzip bir somurtma ile öncelikle isimlerimizi değiştiriyoruz dedi. Dönemin pratik bir uygulaması gibiydi ve aslında gerekliydi de. Kürtçe isimler yasaklanıyor ve kimliklerimizde yer almıyordu bu yüzden gelir gelmez bu yöntemi pratiğe koymak işe yarıyordu.

Pek düşünmeden;

-hımmm Şilan, Zilan dedi.

o gün çok anlayamadığımız bu durum bugüne komik bir anı gibi kaldı hafızamda. Bu isimleri çok sonra duyduğumda hatırladım bu anıyı.

Sonra hadi bakalım aşağıya çocukların yanına şarkı söylemeye dedi.

Merdivenlerden inerken ablamla birbirimize baktık, adımız neydi dedim?

O da benim gibi pek anlamamış olsa gerek; boşver, Yeliz, Yeşim deriz dedi.

Ve o gün benim için bilmediğim koca bir serüven başladı MKM’de. İlerleyen zamanla Kürtçe şarkılar öğrenmeye tiyatro dans müzik gibi bir çok faaliyeti içine alan adeta bir haftasonu okuluna başlamış olduk. Içine ilk günden dahil olduğumuz bu oluşum öylesine içimizi sardı ki, yıllardır aradığımız oyun alanımızın yerini bulmuş gibi mutluyduk.

Onca dersin arasında tüm hafta sonu 3 yada 4 programa (sahneye)gittiğimiz zamanları hatırlarım, ki böylesi zamanlarda bazen eve gidemezdik, 7-8 kişilik gruplar halinde en yakın aile evlerine bırakılır sabah tekrar kurumda soluğu alırdık. Ailelere tedirginlik bize ise bolca eğlence çıkardı bu tür zamanlarda, uzun uzadıya bir yer yatağı demekti gece ve bitmek bilmeyen yatak boğuşmaları… Yine eve gidemediğimiz akşamlardan biriydi ki aslında bizim için bir ilkti o gece. Telefonla annemi arayacaklar bende ısrarla “annem izin vermez biz eve gitmeliyiz” diyorum. Annem telefonu açıyor, arkadaşlar da durumu açıklıyor daha doğrusu bildiriyor, bir açıklama söz konusu değil;

“çocuklar bugün eve gelemeyecek, yanımızdalar merak etmeyin bilginiz olsun.” Annemin sesi ahizeyi inletiyor;

“ne demek gelmeyecekler! Çocuklarımı eve getirin! yanıt daha sert;

“Heval, heval! Onlar bizim çocuklarımız.” 3saniye sonra tavırdan olsa gerek annemin gardı düşüyor;

“tamam dikkat edin.”  o günden sonra bir çok haftasonu eve gitmedik yani gidemedik. MKM hoştur hele çocuksanız. 11yaşında sahne ile tanışmış bir çocuk pek iflah olmaz, bakınız ben kopamadım. Gulen Mezrabotan MKM’nin yapı taşıdır, onunda altını çizeyim!

Tüm bu yeni olan koşuşturmacadan Cumayı iple çekmeye başlamıştım, bir an önce cumartesi olmalı ve pazartesi hiç gelmemeliydi. 10.00 da başlayan derse 08.30 da gidilir mi?

Gidilir, sizinle satranç oynamaya (öğretmeye) can atan bir yetişkinler ordusu var ise koşa koşa…

Kurumda yatıya kalan arkadaşlar vardı, o zamanlar şartlar bu kadar iyi değildi ama nasıl derler? Samimiydi. Hogir vardı, bilirsiniz, Hogir abi derdim ben, o da yeşimcim cinim der, kucaklardı beni. Şimdi adı Şehit ozan Hogir olarak anılıyor. Hem neşe doluyorum yazarken hem geçen zamanı gördükçe kaybettiklerimle beraber acıyor içim.

Şimdilerde binamızın fiziksel koşulları nedeniyle çocuk çalışmaları yürütemesek de, Çocuklar için aktif bir yerdi MKM.

Hafta sonu her yerde cıvıldardık. Merdivenlerden koşa koşa inip çıkarken biri; arkadaşlar koşturmayın dediğinde ağır bir forma giyer en ciddi suratımızla; tamam deyip yavaşlar 2dk sonra unutup türlü oyunlarla gürültüyü büyütürdük. Çocuktuk bir gün gerilla olurduk hayalimizde, bir gün sanatçı. Ikisinide başarabilen Kültür Sanat şehitlerimiz oldu kurumumuzda. Onlardan biriydi Hogir’da. Ve bir çok isim daha… Anısı ile dolduğum başka bir isim daha var hafızamda;

Ji Dinêre aşîtî diye bir müzikal çıkardık. (fikir ve müzikalin baştan sona adımlarını atan yine Rotinda’dır) Ortaköy Kültür Merkezindeyiz, orada sahne alacağız bu müzikalle. Kostümüme dikilecek bir çıt çıt var. koridora çık orda Başak var diyolar, çıkıyorum bulamıyorum, geri dönüyorum, bulamadım diyorum. Git git orda Helin diyolar. Kafam karışıyor, tekrar gidiyorum az önce kimse yoktu şimdi genç bir abla oturuyor, elinde iğne-iplik. Başak abla bide helin abla burda mı? Diyorum. Gülümsüyor? Hangisini olayım sana diyor. Sonra üstümde dikiyor çıtçıtı… (üstünde bir şey dikilmez diyordu annem, uğusuzluktur, ağzına bir kibrit çöpü al) uğursuzluk yakamızı bırakmıyor, kısa bir süre sonra aynı yıl içinde onunla da vedalaşıyoruz. Gülümsediğimiz anılara acılarımız karışıyor.

Bir umut, bir hüzün derken bir çok anıyla beraber büyüyoruz yavaş yavaş. Sayamayacak kadar çok sahne aldım MKMde ve beraberinde getirdiği bütün etkinliklerde. Newrozlar ve büyük şenlikler en sevdiklerimiz olurdu. Herkes olurdu çünkü orda, halaylar çekilir, skeçler oynanır en güzel şarkılar dinlenirdi. Kulis diyemeyeceğimiz sıkışık odalarda terimiz birbirine değer, kesk û sor û zer’lerimizi en sıkışık alanlarda bağlamaya çabalardık.

Ve zaman dedikleri gibi su gibi aktı. İstiklal caddesinde Uzun yıllar üretimlerine devam edeceğimiz sahneli bir yer tuttuk. Adı kendi içimizde uzun süre “yeni yer” olarak kalan kurumumuz uzun yıllar halkla buluştuğumuz özel bir etkinlik alanı oldu. Buradaki çalışmaların, tarlabaşından sonraki üretimlerin ve değerlerin hakkını saklı tutarak MKM’nin sanatsal tarihini bir bütünen belirlediği iyi bir dönem olarak hatırlamak mümkün. Sonrası malum, baskı ve baskınlarla uzun sureli devam eden yönelimlerle salonumuzun mühürlenmesi ile yavaş yavaş işlevini kaybetmeye başlayan bir yerleşim yerine dönüşmeye başlayan mekan, en son mülk sahibinin devir işlemi ile birlikte bizde de nihayete erdi ve bu mekanı terk eyledik. Bundan sonra gelişen süreçte ne yazık ki bir sahnemiz olmadı. MKM sanatçıları olarak tüm sanatsal çalışmalarımıza devam ederken halkla buluşmaya ve her yıl bir ya da iki büyük etkinliği farklı mekanlarda yapmaya devam ettik. Son yılarda bunun adresi Bostancı gösteri merkezi olsada bir çok konser ve gösteriyi Harbiye Açık hava Tiyatrosu ve sayılamayacak bir çok etkinlik mekanı ile beraber halka açık alanlarda sürdürdük. Ve bir gelenek haline gelen bu etkinliklere geçen yıl uzun tartışmalar sonucunda Kürt Kültür Sanat Festivali fikri eklendi. Fikri geliştirmek üzere bir çok tartışmayı ve görüşmeyide bir arada yürüttük. Açıkçası festival fikri bizi biraz korkutuyordu, sonuç olarak biz Kürdistan’daki şartlara sahip değiliz ve yapacağımız şeye gücümüzün ne kadarının yeteceğini bilmediğimiz için adına festival diyemediğimiz Kürt Kültür sanat günlerinin ilkini geçen yıl gerçekleştirmiş olduk. Tabi Kültür Sanat alanının desteği ve Kürdistandaki belediyelerimizin desteğini de kısmen alarak. 40 yakın etkinlik içerisinde ilki olması itibarı ile de heyecan mı? Doyumsuzluk mudur? bilemediğimiz bir tezcanlılıkla kendimizin dahi yetişemeyeceği bir program hazırladık. Öyleki bir gece de aynı saate 3etkinlik koymuştuk, nasıl bir gazla planladıysak, her şeye rağmen mutlak eksiklikleri ile beraber istanbul’da gerçekleşmiş bir Kürt Kültür Sanat günlerinin ev sahipliğini yapmanın haklı gururunu yaşadık. Bu gururu tek başımıza yaşamayalım diye Anadolu Tiyatro ödülleri bize en anlamlı festival ödülünü layık gördü.

Yaptığımız şeyin bize getirisi bu anlamda çok büyük. İstanbul’da yaşayan 3milyondan fazla nüfusa sahip olan biz Kürt’lerin 9 gün boyunca tiyatroya, müziğe söyleşiye sergiye, sinemaya doyacağı kendi dilinde bir festivalin gerçekleşmesi ile büyük bir konserden daha fazlası ile ortaklaşan koca bir kitle ile buluşmanın mutluluğunu yaşayacağız.

Sayılı günler kala 7mayıs ta başlayıp 15mayısta büyük konser ile final yapacağımız festivalimize müziği ile Ozan Serdar, Özlem Gerçek, Doğan Çelik, Yelda Abbasî, Tehsîn Xıdır, Ahmet Aslan, Med-DerDengbej Dîwanı, Xero Abbas, Bajar, Meral Tekçi, Lawje, Şîlan Dora, Ferhad Mansuri ve MKM Müzik biriminin Newayên Çarçira ile Newayên Jinan projeleri katılacaklar. Bunun yanı sergi ve birçok film seçkisi ile beraber paneller ve tiyatrolarda dahil bir çok özel gösterim farklı mekanlarda gerçekleşecek.

Festival içeriğini takip etmek ve ayrıntılı bilgi edinebilmek için;

www. Mezopotamya.info

https://www.facebook.com/mkmNCM/adreslerinden faydalanabilirsiniz…

Biz heyecanla koştuturken sizlerinde salonları doldurması dileğiyle.

Y.C